19 Kasım 2012 Pazartesi

Peygamberimiz Hz.Muhammed (SAV) adına salavat getirmenin faziletleri.

Elfu Elfi Salatin ve Elfu Elfi Selamin Aleyke, ya Resulallah
Salavat, Peygambere bağlılığın, muhabbetin ve teslimiyetin bir ikrarıdır. Bunun devamı gelmelidir. Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şeriflerden anlaşıldığına göre Peygamberimize Salavat-ı Şerife getirmenin bir çok faydası vardır. Salavat getirmenin faziletlerini şöyle sıralayabiliriz. 

1-"Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salavat getirirler. Ey müminler! Siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin. Allah ve Resulünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır. " Ahzab suresi, 56-57.

Bu ayeti kerimeye göre Allah'ın emrine itaattir.

2-Salavat, günahların affına vesiledir.

3-Peygamberimiz(s.a.v)'e yakın olmanın en güzel ve en kolay yoludur.

4-Peygamberimiz de kendisine salavat getirene mukabelede bulunur.

5-Her salavat getirenin ismi Peygamberimize arz edilir.

6-Salavat okuyan kimse, Allah ve Resulünün muhabbetini diğer muhabbetlere tercih eder. Onun ahlakı ile ahlaklanmada seviye alır, kötü ahlaktan kurtulur, fazilete erer.

7-Allah'ın rahmetinin üzerine inmesine vesile olur.

8-Salavat, unutulan bir sözün hatırlanmasına vesile olur.

9-Salavat, duanın kabulüne vesiledir.

10-Yine salavat, kıyametin o zor günde, arşın gölgesinde gölgelenmeye vesiledir. 

Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur: Kıyamet gününde üç kişi, Allah'ın arşının gölgesinde gölgelenir:

1-Üzüntülü kişinin sıkıntısını teselli eden kişi, 
2-Benim sünnetimi ihya eden kimse, 
3-Benim üzerime çok çok salavat eden kimse, 

Allah Resulü(s.a.v.) buyuruyor: ""Dua ile sema arasında bir engel vardır.Üzerime salavat getirilince engel açılır, DUA YERİNE ULAŞIR."

""Üzerime bir günde bin defa salavat getiren kimseye cennetteki makamı gösterilmedikçe ölmez."

""Bana en yakın olanlar, üzerime en çok salavat getirenler olacaktır."

""Her kim, farz namazını kıldıktan sonra bana on defa salevat okursa, Allah Teala, onun namazını kabul buyurur. Onun bu namazını Adem'e secde eden meleklerden daha üstün meleklerin makamı olan İlliyyine ulaştırır.O makamdan bir melek şöyle seslenir: -Artık dileğin neyse dile, her dileğin yerine getirilecektir."

"Vefatımdan sonra sizden kim bana selam gönderirse Cebrail(a.s.) gelir ve bana şöyle der: -Ya Muhammed! Ümmetimden falan kimsenin sana selamı var.Bana karşılık ben şöyle selam alırım: -Benden de ona selam olsun.Ayrıca onun için Allah'tan rahmet ve bereket diliyorum."

""Kim altından kalkamayacağı güç bir işle karşı karşıya gelirse, üzerime çok çok salavatı şerife getirsin.Çünkü Allahü Teala, üzerime getirilen salavat-ı şerife sebebi ile onun sıkıntılarını, kederlerini giderir, rızkını çoğaltır, Allah'ın yardımı ile muradına nail olur."

""Kıyamet gününde, katımda insanların en değerlisi, bana en çok salatü selam getirenlerdir."

Allah Resulü(s.a.v.) buyuruyor: ""İsmimi duyunca salavat getirmeyen insanların en cimrisidir." 

"Adımı duyunca salavat getirmeyen, insanların en acizidir." 

"Üzerime salavat getirmeden dağılan bir topluluk pişman olacaklardır." 

"Adımı duyunca salavat getirmeyen, insanların en acizidir." 

"Üzerime salavat getirmeden dağılan bir topluluk pişman olacaklardır." 

"Adımı duyunca salavat getirmeyen, yüzü koyun sürünsün." 

"Üç kişi yüzümü göremeyecektir.Ana babasına isyan eden, sünnetimi terk eden, üzerime salavat getirmeyen." 

"Adımı işitip te salavat getirmeyen, sonu mutsuz kimsesizdir."

"Cuma günü ve geceleri üzerime yüz defa salavat getirenin Allah Teala otuzu dünyaya, yetmişi ahirete ait olmak üzere yüz hacetini kabul eder."

"Sırat üzerinde kalmış hurma yaprağı gibi tirtir titreyen bir adam gördüm. O anda üzerime getirdiği salavat-ı şerife gelip bu durumdan onu kurtardı."

"Meclislerinizi salavat ile süsleyiniz."

"Cuma günü üzerime seksen defa salavat getirenin seksen senelik günahı affolunur."

"Karşılaşan iki mü'min salavat getirerek musafaha ederlerse, geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır."

"Üzerime yüz defa salavat getirene, Allah(c.c.) bin defa rahmet nazarı ile bakar.İştiyakla daha fazla getiren için kıyamet gününde şefaat ve şahitlik ederim."

"Üzerime salavat getirirseniz, Allah ta sizin üzerinize salavat getirir."

"Cuma günü kim bana seksen kere salat getirirse seksen yıllık günahı bağışlanır.Kim de günde beş yüz defa bana salavat getirirse asla kimseye muhtaç olmaz."

"Muhammed isminin anıldığı yerde, işten kimse hemen kendine gelip baş parmağı ile yanındaki parmağını gözlerine sürüp üzerinde gezdirirse, artık o kimse hiç göz ağrısı görmez, onun gözlerine zarar gelmez."

"Eğer kalplerin öldüğü gün kalbinin ölmesini istemiyorsan, bir günde on defa şu ilahi isimleri oku: "Ya Hayyu ya Kayyum" Sonra hiç yorulmadan bana her gün salavat getir."

Hazreti Aişe(r.anha) validemiz şöyle buyuruyorlar: "-Bir hacet gidermenin anahtarı, hacet arz etmeden önce sunulan hediyedir." Sözlerine devam ederek: "Allah'a hamd ü senada bulunarak O'nun rızasını almış oluruz. Efendimiz(s.a.v)'e salat ve selamda bulunursak o hacetin gerçekleşmesinde, Allah katında bizlere şefaat ve yardımını sağlamış oluruz.

Zira Hakk Teala Kitabı'nda şöyle buyururyor: "Allah'a yaklaşmak için vesileler arayın." Salavat getirmenin fazileti hakkında İmam-ı Şarani Hazretleri şöyle buyuruyorlar: "-Büyük veli Aliyyül Havass'ın şöyle konuştuğunu duymuştum": "Allah'tan bir şey isteyeceğiniz zaman,Allah Resulü(s.a.v.)'in adıyla o şeyi isteyiniz ve şöyle dua ediniz": "Ey Allah'ım! Sevgili Peygamber'in Muhammed Mustafa(s.a.v.) hürmetine senden şunu isterim." Şeklinde dileğinizi arz ediniz. Çünkü Allah'ın bir meleği vardır ki, bu isteğinizi anında Efendimiz (s.a.v.)'e bildirir ve O'na: "Filanca kişi, şu haceti için senin Allah katında aracı olmanı istemektedir." der. Hazreti Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in dua ve istekleri Allah Teala tarafından geri çevrilmez."

Peygamber (s.a.v.)'e salat getirmek, aynı zamanda cennette onunla buluşup sohbet etmeyi sağlar. Şeytan çok ibadetlere el uzatır, lakin salavatı şerifeye el uzatamaz. Çünkü Ruhaniyet-i Peygamberi, salavat-ı şerife getirilen yerde bulunur. Hazreti Peygamber'in feyz ve ruhaniyetinden istifade etmek için mübarek salavat-ı şerifeler iştiyakla çokça okunmalıdır.Emeği az,derecesi çok yücedir. Dileği olan bir kimse ihlaslı kalp ile Resulü Ekrem(s.a.v.)'in üzerine 1000 defa salat ü selam getirirse, Allah onun dileğini yerine getirir.

Allah bu yazıyı paylaşmamda emeği olan kişiden razı olsun.

15 Kasım 2012 Perşembe

Hicri Yılbaşı ve Duası.

Selam Aleyküm kardeşlerim;


Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam, miladi 571’de 20 Nisana rastlayan, Rebiulevvel ayının 12. Pazartesi sabahı, Mekke’de doğdu. 622’de Mekke’den Medine’ye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medine’nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih Müslümanların şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının 1. günü de, hicri [kameri] yılbaşı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi Müslümanların yılbaşı gecesidir.

Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhicce ayının son günü ve Muharrem ayının birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerifte, (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur) buyuruldu.

İslamiyet’ten önce Araplar, Muharrem ayında savaşmak isteyince, o yıl Muharrem ayının ismini, sonraki aya koyarlar, sonraki ayın ismini, Muharrem ayına takarlardı. Böylece, haram ay, Muharrem ayından bir sonraki ay olurdu.

(Bir ayın haramlığını başka aya geciktirmek, ancak kâfirliği arttırır. Kâfirler, böylece sapıtıyorlar. Onlar, Allah’ın haram kıldığı ayların sayılarını denk getirmek için, haram ayı bir yıl helal edip, başka yıl onu yine haram ederler. Böylece, Allah’ın haram kıldığını helal kılmaya çalışırlar) mealindeki Tevbe suresinin 37. âyet-i kerimesi geldi, ayların yerlerini değiştirmeyi yasak etti.

Kur’an-ı kerimde bildirilen ve dinde kullanılan Arabî ayların bir yılı, bir güneş yılından on gün kısadır. Hicri kameri aylar, hicri şemsi ve miladi aylara göre, on gün önce gelmektedir. Bunun için Müslümanların mübarek günleri veya geceleri, şemsi yıllara göre, her yıl on gün önce olur, çünkü mübarek günler, güneş aylarına göre değil, kameri aylara göre yapılır. Dinimiz böyle emretmektedir.

İslamiyet’te, güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübarek gün yoktur. Doğum günü ve mübarek geceler, hicri yıl ile kutlanır. Bütün ibadetlerde ve dini faaliyetlerde kameri aylar esas alınır. Hac, oruç, kurban ve bayram günleri, kameri aylara göre tespit edilir. Haccı Allahü teâlânın bildirdiği Zilhicce ayında yapmayıp da, miladi bir ayda, mesela Ocak ayında yapmak; orucu Ramazan ayında değil de, Şubat ayında tutmak, dini değiştirmek olur. Bütün mübarek geceler de kameri aylara göre tespit edilir.

Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, bu gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, dua ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Bu geceleri başka günlere almak dini değiştirmek olur. Allahü teâlâ, bu gecelerde yapılan dua ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir.

Kıymet verilen dört aydan biriMuharrem ayının, Zilkade, Zilhicce ve Receble beraber Kur'an-ı kerimde kıymet verilen dört aydan biri olduğu bildirilmektedir. (Tevbe 36) Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cuma'dır.)[Deylemi]

(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allahü teâlânın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim]

(Nafile oruç tutacaksan Muharrem ayında tut, çünkü o, Allahü teâlânın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, o günde Allahü teâlâ geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi]

Nafile ibadetlerin sevabına kavuşabilmek için, Ehl-i sünnet itikadında olmak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek, farzları kusursuz yapmaya çalışmak, o ameli ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır.

Yılbaşı duası
Sual:
 Aşağıda bildirilen duayı hicri yılbaşında okumakta mahzur var mıdır?
CEVAPDua okumanın mahzuru olmaz. Bu duada, Allahü teâlâya hamd edilmekte, Peygamber efendimize, Eshabına ve Ehl-i beytine salat ve selam getirilmekte, yeni sene boyunca, şeytanın ve nefsimizin şerrinden Allahü teâlâya sığınılmaktadır. Duanın Latin harfleriyle yazılışı şöyledir:
(Elhamdülillâhi Rabbil-âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Allahümme entel-ebediyyü'l-kadîm, el-hayyül-kerîm, el-hannân, el-mennân. Ve hâzihî senetün cedîdetün. Es'elüke fîhe'l-ısmete mineşşeytânirracîm, vel avne alâ hâzihin-nefsil-emmâreti bissûi vel-iştiğâle bimâ yukarribünî ileyke, yâ zel-celâli vel-ikrâm, birahmetike yâ erhamerrâhimîn. Ve sallallâhu ve selleme alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehl-i beytihî ecmaîn.)



14 Eylül 2012 Cuma

SALATAN TUNCINA (FARZ NAMAZLARDAN HEMEN SONRA OKUNUR) VE MEALI


“Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidina Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min-cemî’il-ehvâli vel âfat. Ve takdî lenâ bihâ cemîal hâcât ve tutahhirunâ bihâ min-cemîi’s-seyyiât ve terfe’unâ bihâ a’lâ’d-deracât ve tubelliğunâ bihâ aksâ’l-ğayât min cemiîl-hayrâti fî’l-hayâti ve ba’del-memât birahmetike Yâ erhame’r-rahimîn. Hasbunellahu ve ni’mel vekîl, ni’mel mevlâ ve ni’me’n-nasîr. Ğufraneke rabbenâ ve ileyke’l-masîr.”
“Allahım! Efendimiz Muhammed’e (sav) ve onun ehli beytine salât at. Bu salâvat o derece değerli olsun ki: Onun hürmetine bizi bütün korku ve belalardan kurtarsın. Bizim ihtiyaçlarımızı o salâvat hürmetine yerine getirsin, bizin bütün günahlardan bu salâvat hürmetine temizlersin, o salâvat hürmetine bizi derecelerin en üstüne yüceltirsin, o salâvat hürmetine hayatta ve öldükten sonra düşünülebilecek bütün hayırlar konusunda gayelerin en sonuna kadar ulaştırsın. Ey merhametlilerin merhametlisi bize bunları merhametinle nasip et. Allah Tealâ bize kafidir ve ne iyi bir dost, ne iyi bir vekildir. Ey Rabbimiz, senin mağfiretini dileriz, dönüş yalnız sanadır.”
Bu Salâvat-ı Şerifeye Devam Eden; Belalardan emin olur, Gelecek musibetlere perde olur, Arzuları kolay olur, Muradı hasıl olur, Rızkı bereketli olur.

1 Eylül 2012 Cumartesi

Ameneresülü Suresi Türkçe okunuşu,Meali, Ve müthiş kıraat.


amenerresulü suresi ,
amenerresulü anlamı,
amenerresulü suresi arapça ,
amenerresulü türkçe okunuşu,


amenerresulü türkçe okunuşu
Amene'rrasülü bima ünzile ileyhi min Rabbihi velmüminun. Küllün amene billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rusulihi la müferriku beyne ehadin min rusülih ve kalü semi'na ve eda'na ğufraneke Rabbena ve ileykel masir. La yükellifüllahü nefsen illa vüs'a ha leha ma kesebet ve aleyha mektesebet Rabbena la tuahızna innesina ev ahda'na. Rabbena vela tahmil aleyna isran kema hameltehü alellezine min kablina Rabbena ve la tuhammilna ma la da katelena bih. Va'fü anna vağfirlena verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil kafirin.


amenerresulü anlamı,
Peygamber Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti müminler de (iman ettiler) Her biri 'a meleklerine kitaplarına peygamberlerine iman ettiler. '''ın peygamberlerinden hiç biri arasında ayırım yapmayız. İşittik itaat ettik. Ey Rabbimiz affına sığındık! Dönüş sanadır!'' dediler. her şahsı ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et!

Bazı tesbih ve duaların manaları

Bazı tesbih ve duaların manaları

Sual: Namazda ve günlük hayatta okuduğumuz aşağıdaki duaların manaları nedir?
CEVAPKısaca yazalım:

Allahü ekber

Allah büyüktür. [Allahü teâlâ, zihne gelen her şekilden ve hayallerden ve yarattığı mahluklara benzemekten uzak ve kâmillikle vasf olunan her şeyden, daha büyüktür.]

Sübhane rabbiyel azim

Azim olan Rabbimi bütün noksanlıklardan tenzih ederim. [Her şeyden büyük olan Rabbimi her türlü ayıp ve noksan sıfatlardan münezzeh ve mukaddes bilirim.]

Semiallahü limen hamideh

Allahü teâlâ kendisine hamd edeni işitir, bilir.

Rabbena lekel hamd
:Rabbim sana hamd olsun.

Sübhane rabbiyel a’la

Her şeyden yüksek, yüce olan Rabbimi bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve mukaddes bilirim.

Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü
:
Huzur ve selamet, Allahü teâlânın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun.

Allahümme entesselam ve minkesselam tebarekte ya zelcelali vel ikram
:
Ya Rabbi sen selamsın, selam da sendendir [bütün afetlerden sen korursun]. Yüceltilmeye ve saygıya layık olan sensin.

İstiğfar: Estağfirullah: Allah’ım beni affet.

İstiğfar duası: Estağfirullah el-azim ellezi la ilahe illa hüv elhayyel kayyume ve etübü ileyh:
Büyük Allah’ım, günahlarımı affet. Her şeyi yoktan var eden ve her an varlıkta durduran, yalnız Sensin! Sen hep varsın!

Estağfirullah min külli ma kerihallah
:
Ya Rabbi, razı olmadığın, beğenmediğin şeylerden, yaptıklarımı af et, yapmadıklarımı da yapmaktan koru!

Tehlil:
La ilahe illallah veya (La ilahe illallahü vahdehü la şerike leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadir): Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ve ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd edilmeye layık olan Odur. Onun her şeye gücü yeter.

Sübhane rabbiyel aliyyil a’lel vehhab
:
İhsanı bol olan yüce Rabbimi tenzih ederim.

Allahümmahşurna fi zümretissalihin
Allah’ım bizi salihlerle haşret.

Tesbih: Sübhanallah: Allah’ım seni noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Tekbir: Allahü ekber: Allah büyüktür
Tahmid: Elhamdülillah: Allah’a hamd, şükrederim
Temcid: Lâ havle velâ kuvvete illâ billah: Her türlü kuvvet ve kudret ancak Allah’tandır.

Âmin
: Kabul et ya Rabbi.

La ilahe illallah
: Allah’tan başka ilah yok demektir. Yani İbadet olunmaya hakkı olan, yalnız Allahü teâlâdır, hak üzere başka mabud yoktur. Her şeyi yaratan bir Allah vardır, ortağı ve benzeri yoktur.

Muhammedün Resulullah
: Muhammed aleyhisselam Allahü teâlânın resulüdür.

Kelime-i tevhid:
La ilahe illallah Muhammedün Resulullah:
Allah’tan gayri ilah yoktur. Muhammed aleyhisselam Onun resulüdür.

Kelime-i şehadet:
Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü
: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın Allah’ın kulu ve Resulü olduğuna şehadet ederim. Yani görmüş gibi bilir ve bildiririm ki, Allahü teâlâdan başka, varlığı lazım olan, ibadet ve itaat olunmaya hakkı olan, hiç ilah, hiçbir kimse yoktur. Yine görmüş gibi bilir, bildiririm ki, Muhammed aleyhisselam, Allahü teâlânın kulu ve son Peygamberidir. [Onun gönderilmesi ile, Ondan önceki Peygamberlerin dinleri tamam olmuş, hükümleri kalmamıştır. Sonsuz mutluluğa kavuşmak için, ancak Ona uymak lazımdır. Onun din ile ilgili her sözü, Allahü teâlâ tarafından kendisine bildirilmiştir. Hepsi doğrudur. Yanlışlık ihtimali yoktur.]
Rabbenâ âtinâ fid-dünyâ haseneten ve fil-âhireti haseneten vakınâ azaben-nâr:
Ey Rabbimiz, bize dünya ve ahirette iyilik ver, bizi Cehennem azabından koru! 

Rabbenağfirlî veli vâlideyye ve lil-mü’minine yevme yekumul hisab
:
Ey Rabbimiz, kıyamette hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla! 

Salevat: [En kısası]
Allahümme salli alâ Muhammed ve alâ âli Muhammed:
Allah’ım Muhammed aleyhisselama ve Onun âline salat-ü selam olsun.

Telbiye:
Lebbeyk. Allahümme Lebbeyk. Lebbeyk la şerike leke lebbeyk. İnnel hamde ve’n-ni’mete vel mülke leke la şerike lek:
Buyur emret, ey varlığı mutlak lazım olan Allah’ım, emrine hazırım ve ilahi iradene itaat ederim. Senin benzerin ve ortağın yoktur.

Teşrik tekbiri:
Allahü ekber, Allahü ekber. La ilahe illallah. Vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd: Allah büyüktür, Ondan başka ilah yoktur, hamd ancak Allah içindir.

Sabah ve akşam okunan iman duası:
Allahümme inni euzü bike min en üşrike bike şey-en ve ene alemü ve estağfirü-ke li-ma la-alemü inneke ente allamül-guyub:
Allah’ım bilerek şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmeyerek koştumsa beni affet, Sen her şeyi bilirsin.

Yemek duası:
El-hamdü-lillahillezi eşbeana ve ervana min-gayrı-havlin minna ve la kuvveh. Allahümme at'imhüm kema at'amuna. Allahümmerzukna kalben takıyyen, mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve lâ şakıyyen velhamdülillahi rabbilâlemin:
Bizim gücümüz kuvvetimiz olmadan, bizi nimetleri ile doyuran ve susuzluğumuzu gideren Allahü teâlâya hamd olsun. Ya Rabbi, bize bu yemeğin hazırlanmasında emeği geçen ve bize bu nimetleri ikram edenlere sen de ikram et. Ya Rabbi, bizim kalbimizi şirk ve kötülüklerden koru. Bizlere, dinimizin emirlerine uyan bir kalb nasip eyle.

Şükür duası:
Allahümme mâ esbaha bi min nimetin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerike leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükür: Ya Rabbi, bana ve diğer yarattıklarına verdiğin maddi ve manevi nimetlerin sabaha (akşama) kadar bizim yanımızda kalması yalnız Sendendir. Senin ortağın yoktur. Sana hamd ve şükrediyoruz.
[Akşam okurken (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsa) demelidir.]

Peygamber efendimizin çok okuduğu dua:
Allahümme inni eselükes-sıhhate vel-afiyete vel-emanete ve hüsnel-hulkı verrıdae bilkaderi birahmetike ya Erhamerrahimin:
Ya Rabbi, senden, sıhhat ve afiyet ve emanete riayet etmek [hıyanet etmemek] ve güzel ahlak ve kaderden razı olmak istiyorum. Ey merhamet sahiplerinin en merhametlisi! Merhametin hakkı için, bunları bana ver!

Öfkelenince okunacak dua:
(Allahümmağfir li-zenbi ve ezhib gayza kalbi ve ecirni mineşşeytan:
Ya Rabbi! Günahımı af eyle. Beni kalbimdeki öfkeden ve şeytanın vesvesesinden kurtar.

Biri ölünce okunan âyet:
İnna lillah ve inna ileyhi raciun
: "Elbette biz, Allahü teâlânın kuluyuz, ölümden sonra dirilerek yine Ona döneceğiz."

Dinde sebat edip son nefeste iman ile ölmek için:
Allahümme, ya mukallibel kulüb, sebbit kalbi, alâ dinik
Ey büyük Allah’ım, kalbleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren, ancak Sensin. Kalbimi, dininde sâbit kıl, dininden döndürme, Müslümanlıktan ayırma!

Tecdid-i iman ve nikah duası:
Allahümme innî ürîdü en üceddidel-îmâne ven-nikaha tecdîden bikavli la ilahe illallah Muhammedün Resulullah: Ya Rabbi, la ilahe illallah Muhammedün Resulullah diyerek imanımı ve nikahımı tazeliyorum.

Sübhaneke’nin manası:
Ey Allah’ım! Seni noksanlıklardan tenzih eder, bütün kemal sıfatlarıyla tavsif ederim. Sana hamd ederim. Senin ismin yücedir. (Ve Senin şânın her şeyin üstündedir). Senden başka ilah yoktur.

Ettehıyyatü’nün manası
:
Her türlü hürmet, salevat ve bütün iyilikler Allah’a mahsustur. Ey Nebiy-yi zişân! Allah’ın selam, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun. Selam, bizim ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun. Şehadet ederim ki, Allah birdir ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (aleyhisselam) Onun kulu ve resulüdür.

Allahümme salli’nin manası
:
Ey Allah’ım! İbrahim’e “aleyhisselam” ve âline rahmet ettiğin gibi, (Efendimiz) Muhammed’e “aleyhisselam” ve âline de rahmet eyle. Muhakkak sen Hamid ve Mecidsin.

Allahümme barik’in manası
:
Ey Allah’ım! İbrahim’e “aleyhisselam” ve âline bereketler ihsan ettiğin gibi, (Efendimiz) Muhammed’e “aleyhisselam” ve âline de bereketler ihsan eyle. Muhakkak sen Hamid ve Mecidsin.

Kunut duasının manası
:
Ey Allah’ım! Biz senden yardım dileriz. Sana istiğfar ederiz. Senden hidayet isteriz. Sana iman ederiz. Sana tevbe ve sana tevekkül ederiz. Bütün hayırlarla seni överiz. Sana (nimetlerine) şükreder, küfran-ı nimet etmeyiz. Sana karşı fısk ve fücur edeni atar ve terk ederiz.

Ey Allah’ım! Ancak sana ibadet eder, namaz kılar, secde eder, sana koşar ve iltica ederiz. Rahmetini reca (ümit) eyler ve azabından korkarız. Çünkü senin azabın gerçeği örten kâfirlere mutlaka ulaşır.

Âyet-el kürsi’nin meali

(Allah, Ondan başka ilah olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak Onundur. Onun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi Ona ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.) [Bekara 255]

27 Temmuz 2012 Cuma

İŞÇİ - İŞVEREN İLİŞKİLERİYLE İLGİLİ MESELELER

İŞÇİ - İŞVEREN İLİŞKİLERİYLE İLGİLİ MESELELER

Kur’an ve sünnette işçi ve memurların emeği ile ilgili düzenleyici hüküm var mıdır?
Cevap: İslâm, el emeğine ve alın terine özel önem vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de; adaleti, iyiliği, insanlara muhtaç oldukları şeyleri vermeyi emreden, emânetlerin ehline verilmesini isteyen, ölçü ve tartının tam yapılmasını ve insanların haklarını eksiltmemeyi bildiren âyetler genel anlamda işçi ve memur haklarını da kapsar. Hadislerde şöyle buyrulur:
“Bir işçi çalıştıran kimse, ona vereceği ücreti bildirsin.”
“İşçiye ücretini teri kurumadan veriniz.”
Bir kudsî hadiste de şöyle buyrulur: “Üç kimse kıyamet gününde beni karşılarında bulacaktır. Benim adımı verip haksızlık eden; hür insanı satıp parasını yiyen; bir kimseyi çalıştırıp da ona ücretini vermeyen.”

Hz. Peygamber, eski toplumlardan üç kişinin bir dağ yolundan geçerken fırtınaya tutulduğunu ve sığındıkları bir mağaranın ağzını yuvarlanan bir kayanın kapatması üzerine, içlerinden birisinin şöyle dua ettiğini anlatır: “Ey Rabbim! Ben birtakım işçiler çalıştırdım. Ücretlerini ödedim. Ancak işçilerden birisi ücretini almadan gitti. Onun hakkını ticaretle işletip arttırdım. Birçok malı oldu. Bir süre sonra gelerek ücretini istedi. Ben, gördüğün şu; deve, sığır, koyun ve hizmetçiler senin ücretinden meydana geldi, alıp götürebilirsin, dedim. Benimle alay etme diye cevap verdi. Seninle alay etmiyorum, dedim. Bunun üzerine bütün malını alıp gitti, hiç bir şey bırakmadı. Ey Rabbim! Bunu sırf senin rızanı kazanabilmek için yapmışsam, bizi bu mağaradan kurtar!”
Bu duanın arkasından mağaranın ağzını kapatan taş yuvarlanır ve oradan kurtulurlar.”
İslâm’a göre, işçi ve memur maaşları konusunda bir ölçü var mıdır?
Cevap: Belirlenecek temel ücret veya maaşta; çalışan işçi veya memurun kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu kimseler için yapmak zorunda olduğu masraflar ve ailenin içinde yaşadığı sosyal çevre dikkate alınmalıdır. Çünkü İslâm’a göre evli bir erkek; eşinin ve henüz iş ve meslek edinmemiş olan küçük çocuklarının geçim masraflarını karşılamak zorundadır.
Bir İslâm toplumunda emeği ile geçimini sağlayanlar için öngörülen hayat standardı bir hadis-i şerifte şöyle belirlenmiştir:
“Kim bizim bir işimize tayin olunursa, evi yoksa ev edinsin, bekârsa evlensin, hizmetçisi yoksa hizmetçi ve biniti yoksa binit edinsin. Kim bunlardan fazlasını isterse o, ya hilekârdır yahut hırsız.”
Buna göre, işçi ve memurlar maaşlarından yapacağı tasarruflarla mesken edinebilmeli; bekârsa evlenebilmeli; bakan, vali veya hakim gibi sosyal çevresi hizmetçi istihdamını gerektiren bir meslekte çalışıyorsa hizmetçi edinebilmeli ve gerektiğinde bir araç satın alabilmelidir. Emevi Halifelerinden Ömer b. Abdülaziz (ö.101/720)’in geçimini maaşla sağlayanlara söylediği şu sözler yukarıdaki hadisin uygulaması gibidir.
“Herkesin barınacağı bir evi, hizmetçisi, düşmana karşı yararlanacağı bir atı ve ev için gerekli eşyası olmalıdır. Bu imkânlara sahip bulunmayan kimse borçlu (gârim) sayılır ve zekât fonundan desteklenir.”
Hz. Peygamber bir hadisinde işçi-işveren ayırımı yapmaksızın mü’minin dünya ve ahiret mutluluğunu yakından ilgilendiren unsurlara şöyle işaret etmiştir:
“Üç şey mü’min için mutluluk kaynağıdır. Geniş ev, iyi bir binit ve iyi bir eş.”

İşçinin görev ve sorumlulukları nelerdir?
Cevap: İşveren, işçinin yalnız emeğini kiralamış olur. İşçinin şahsı üzerinde bir tasarruftan söz edilemez. Emeğinden yararlanma ise, “iş sözleşmesi, örf ve teamüller” çerçevesinde cereyan eder. İşçi kendi görev alanındaki emirlere uymak zorundadır. Ancak işverenin İslâm’a göre meşru olmayan emirlerine uyması gerekmez. Hadiste şöyle buyurulur:
“Allah’a isyanda kula itaat yoktur. İtaat ancak ma’rûf (iyi bilinen, örfleşmiş olan) şeylerdedir.”
Bir işçinin işe girerken, işverenle bir sözleşme yapması bir takım belirsizlikleri ortadan kaldırabilir.

İşverenin hakları nelerdir?
Cevap: İslâm temelde prensip olarak rekabete dayalı serbest ekonomi sistemini ve serbest iş rejimini benimsemiş ve bu konuda düzenleyici hükümler getirmiştir. İşçinin sürekli olarak yarınına güvenle bakması, işin süreklilik arzetmesine ve işverenin ayakta durmasına bağlıdır. Bu yüzden İslâm işverene birtakım görevler yüklerken ona bazı haklar da tanımıştır. Bu hakları aşağıdaki maddelerde toplayabiliriz:
a) İşçinin işi bizzat yapması.
b) İşi iyi ve sağlam yapması. Hadislerde şöyle buyurulur: “Biriniz bir iş yapınca, onu en sağlam ve en iyi şekilde yapması Allah’ın sevdiği bir davranıştır.” “Allah mesleğinde becerikli olan sanatkârı sever.” “İki günü eşit olan aldanmıştır.”
c) İşçi ve memurun mesai süresinde sürekli olarak çalışması: İşçi saat, gün, hafta, ay veya yıl gibi süre üzerinde akit yapılarak işe alınmışsa, mesai süresince iş yerinde bulunmak ve iş verildiği sürece ma’kul ve ma’rûf ölçü içinde devamlı çalışmak zorundadır. Ancak işe hazır olduğu halde kendisine iş verilmezse ücretinden bir kesinti yapılamaz. Kur’an’da şöyle buyrulur:
“Allah’a itaat ediniz. Peygamber’e ve sizden olan iş sahiplerine de itaat ediniz.” “Akitlerinizi tam olarak yerine getiriniz.”
Hadiste şöyle buyurulur: “Müslümanlar kendi aralarında belirledikleri şartlara uyarlar. Ancak helalı haram, haramı helal kılan şart bunun dışındadır.”
İşçi ve memurun elinde bulunan, işverene veya devlete ait alet ve eşyanın emanet sayılması. Hadiste şöyle buyurulur: “Tasarruf yetkisine sahip olup da, emanet edilen şeyleri gönül hoşluğu ile tam olarak, emredildiği yerlere veren güvenilir, Müslüman veznedar, tasadduk edenlerin ecrini alır.”

İşçinin tazmin sorumluluğu var mıdır?
Cevap: İşçi ve memurun tasarruf alanındaki demirbaşlar, makine, âlet ve edevât emânet hükmündedir. Onun bu konu ile ilgili sorumluluğu Mecelle’de şöyle düzenlenmiştir: “İşçinin kural dışına çıkması (teaddî) veya kusurlu hareket etmesi sonucunda, sorumluluğu altındaki mal telef olsa tazmin etmesi gerekir.” (Mad. 607). “İşçinin kural dışına çıkmış sayılması işverenin emrine açıkça veya delâlet yoluyla aykırı davranmasıdır.” Meselâ; sürünün sahibi çobana “hayvanları şu yere götür, orada otlat, başka yere götürme” dediği halde çoban başka meraya götürse “kural dışına çıkmış (teaddî)” olur. Bu yerde hayvan telef olursa ödemesi gerekir. (Mad. 608)

Kıdem tazminatı almak caiz midir?
Cevap: Kıdem tazminatı, uzun süre bir işyerinde çalışan işçinin, kendisine yükletilebilecek bir kusuru olmadan işten ayrılması durumunda, uzun yıllar çalışmasının ve yıpranmasının karşılığı olarak işverence ödenen bir paradır. İşçinin alabileceği ücret miktarının anlaşmazlığa yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekir.
Hz. Peygamber, “Kim bir işçi çalıştırmak isterse, ona vereceği ücreti bildirsin.” buyurmuştur.
Kıdem tazminatının miktarını, işe girerken önceden bilmek ve hesaplamak mümkün değildir. Çünkü yıllar sonra alınabilecek bir meblağın ne kadar tutacağı önceden bilinmez. Bu yüzden bu tazminatın miktarında bilinmezlik vardır. Bununla birlikte böyle bir hakkın varlığı taraflarca bilinmekte ve iş sözleşmesi kapsamında açıkça veya zımnen yer almaktadır. Diğer yandan kıdem tazminatını işverenin ödemesi; toplu emeklilik veya işten çıkarma gibi durumlarda, onu altından kalkamayacağı ağır tazminat yükü altında bırakmaktadır. Bu sakıncalar dikkate alınarak kıdem tazminatı, memurların emeklilik ikramiyesinde olduğu gibi, sosyal sigortalar kurumu tarafından üstlenilmelidir. İşçi ve işverenden kesilecek “emeklilik kıdem tazminatı” primi, problemi çözmek için yeterli olmalıdır. Nitekim son zamanlarda yapılan bir yasal düzenlemeyle bu konuda bir adım atılması sevindiricidir.

26 Temmuz 2012 Perşembe

Sünnet-i seniyye


1- Sünnet-i seniyye ne demektir?


Sünnet, kelime itibari ile yol demektir. Istılâhta ise Peygamber Efendimizin (asm) yolu anlamına gelir. Hürmeten “Sünnet-i seniyye” (çok mühim ve kıymetli olan âlî yol) denilmiştir.

Sünnet-i seniyyenin menbâı üçtür: Akvâli, ef’âli ve ahvâlidir. Yani Peygamber Efendimizin (asm) sözleri, fiilleri ve hâli sünnet-i seniyyenin kaynağıdır. Bu üç menbadan gelen sünnet-i seniyye, hüküm itibari ile de farz, nafile ve âdât-ı hasene olarak yine üç kısma ayrılır.


Farz ve vacib olan kısmına uymakla bütün Müslümanlar mükelleftir. Zira, Peygamberimiz de (asm) Kur’ân’ın emir ve yasaklarına uymakla mükellef olduğu için hem farz ibadet, hem de sünnet olmuş oluyor. Meselâ, farz namazlar, namazların farz ve vacib rükünleri, namazda Fatiha’nın okunması, bayram namazı, kurban kesmek gibi ibâdât, sünnet-i seniyyenin farz ve vacib kısmındandır. Bunların ittibâında büyük sevaplar, terkinde ise, azap ve ceza vardır.


Nevâfil, yani nafile olan sünnetlerde ise; namazların sünneti, duha, teheccüd gibi namazlar, Ramazan ayı dışında tutulan oruçları vs. sayabiliriz. Bu kısım sünnetlere ehl-i iman emr-i istihbâbî (müstehab olması) cihetiyle yine mükelleftir. Terkinde ceza ve azap yoksa da; büyük kârından ve o sünnetin nurundan istifadesiz kalmak vardır.


Sünnet-i seniyye dünya ve ahiret saadetinin temel taşıdır. Kemâlât-ı insâniyenin madeni ve menbaıdır. Konuşma veya yürüme kabiliyetini annesinin yardımıyla öğrenen bir çocuk gibi, nihayetsiz istidat ve techizâtla donatılmış, binler hissiyat kendisine ihsan edilen insan, bu maddî ve manevî cihazatını keşf edip, Rabbinin rızası dairesinde hayra sevk etmeyi öğreten Peygamberimize (asm) tâbi olmakla mahlûkatın en eşrefi olarak ahsen-i takvim vaziyetini alır.
Peygamber Efendimizin (asm) beşere getirdiği hidayet müjdesini kabul edip sünnet-i seniyyesine ittibâ eden ümmetinin sünnet-i seniyeye ittibâ ve dîn-i İslâm’a bağlılık nispetinde ulaştığı medeniyet seviyesi ve saadet, her daim “dîn-i İslâm” ve “sünnet-i seniyyeden istifade” nimetleri için şükretmeye vesile olmuştur.


2- Neden sünnet-i seniyye’ye ittibâ etmeliyiz?


Efendimizin (asm) sözleriyle, hâliyle ve hareketleriyle hayatımızı anlamlandırmak bize insan-ı kâmil olma noktasında en mühim rehber olacaktır. Bediüzzaman Hazretleri sünnet-i seniyye’nin ehemmiyetine binaen şöyle demiştir:


“Ey nefis! Az bir ömürde hadsiz bir amel-i uhrevî istersen ve herbir dakika-i ömrünü bir ömür kadar faydalı görmek istersen ve âdetini ibâdete ve gafletini huzura kalbetmeyi seversen, Sünnet-i Seniyyeye ittibâ et.”
1

Said Nursî, bu veciz ifadede, eğer sünneti hayatımızda tam yaşarsak; bütün hayatımızı ibadete çevirebileceğimizi, yapacağımız her hareketin ibadet hükmüne geçebileceğini ve hayatımızdaki bütün olumsuzlukları hayra çevirebileceğimizi belirtmiştir.


Âlem-i ervahtan başlayıp, saadet-i ebediyeye uzanan beşer yolculuğunda en emin rehberimiz, o yolu en güzel şekilde tarif eden, tarif etmekle de kalmayıp kendisine uyanları, binler meşakkat ve imtihanlar içindeki o yoldan en selâmetli bir şekilde geçiren, Peygamber Efendimiz (asm) ve onun sünnetidir.


O yolda gidenler, asla şaşırmadıkları gibi, o rehbere uyanlar beşeriyetin en mümtaz şahısları olarak anılmışlar, arkalarından gelenlerin de saadet kapısından girmesine vesile olmuşlardır.
“De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız; bana tâbi olun ki Allah da sizi sevsin’” 2 âyetinden de anlaşılacağı üzere, Allah’ı sevmenin alâmeti ve onu razı etmenin yolu sünnete tâbi olmaktan geçiyor. Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de buyuruyor ki:


“Allah’ın Resûlünde sizin için kendisine uyulacak en güzel örnek ve nümûneler vardır.” 3
Cenâb-ı Hak bize uygun olacak ve kendisinin hoşnut olduğu tüm hâl ve hareketin Resûl-i Ekrem’de (asm) toplandığını ve Allah’ın sevgisini kazanmak için sünnete uymanın gerekliliğini vurgulamıştır.


Meşhur Hasan-ı Basrî, şu hadise-i mu'cizeyi şakirtlerine ders verdiği vakit ağlardı ve derdi ki: “Ağaç, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma meyil ve iştiyak gösteriyor. Sizler daha ziyade iştiyaka, meyle müstehaksınız.”
Biz de deriz ki: Evet, hem ona iştiyak ve meyil ve muhabbet, onun sünnet-i seniyyesine ve şeriat-ı garrâsına ittibâ iledir
. 4


Efendimize (asm) cansız bir odunun bile bu derece meyil ve iştiyak göstermesi bizlere büyük dersler vermeli. Biz ki onun ümmeti olma şerefine nail olmuşuz, değerini bilip gerekli hassasiyeti göstermeliyiz.


3- Sünnet-i seniyyeyi terk etmek


Sünnetin her meselesine uymak mümkün olmayabilir. Bediüzzaman’ın da ifâde ettiği gibi, sünnet-i seniyyenin herbir nev’îne tamamen bilfiil tâbi olmak, imanda kemâl mertebede bulunan evliya ve asfiya gibi kimselere ancak müyesser olur.


Sünnet-i seniyyenin terkinde günah olmamakla birlikte, büyük sevaptan mahrumiyet vardır. Peygamberimizin (asm) biz Müslümanlara iki büyük emânetinden biri olan sünnetin değiştirilmesi ise bid’attır, dalâlettir ve büyük hatâdır. Ehemmiyetsiz görülmesi, büyük bir kabahattir. Bediüzzaman, sünnetin ehemmiyetsiz görülmesini cinayet olarak vasıflandırır.Sünneti bile bile terk eden, Resûlullâh’ın (asm) şefaatinden mahrum kalır. Bu konu da Resûlullâh Efendimiz (asm) şöyle buyurmaktadır:


“...Kim benim sünnetimden (hayat tarzımdan) yüz çevirirse benden değildir5


“Dinin elden çıkışı sünnetin terkiyle başlar. Halat nasıl lif lif kopup parçalanırsa, din de sünnetin birer birer terkiyle ortadan kalkar.” 6


Bu iki hadis sünnetin ehemmiyetini en veciz bir şekilde izah etmiş ve ehemmiyetini açık bir şekilde ortaya koymuştur.
Sünnet-i seniyye’nin dayanak ve referans noktası olması bu yüzden önemlidir. Nasıl omurilik soğanı çıkarılan bir kuş dengesiz hareket ederse aynen öyle de sünnet-i seniyyeye halis bir şekilde yönelip yaşamaya çalışmayan, önemsemeyen insan da hayatında dengesiz yollara sapar.


4- Günlük hayatta uygulayabileceğimiz sünnetler:


1. Hayırlı işlerde sağı kullanmak.

2. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.


3. Yemeğe besmele ile başlamak, Allah’ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek.


4. Yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek.


5. Yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak.


6. Acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak.


7. Tabağa az yemek koydurtup artık bırakmamak.


8. Selâmı yaymak. Eve girince ilk söz olarak ev halkına selâm vermek.


9. Selâmla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada bulunmak.


10. Hediyeleşmek ve gelen hediyeye aynıyla veya daha güzeliyle karşılık vermek.


11. Az gülmek, gülünce kahkaha ile değil, tebessüm ederek gülmek. Mütebessim olmak.


12. Çoğu zaman susmak, tefekkür etmek, ihtiyaç olunca konuşmak.


13. Tane tane, orta bir ses tonuyla konuşmak. Çok mühim şeyleri üç defa tekrar etmek.


14. Nefsî ve dünyalık bir şey için öfkelenmemek; buna mukabil bir hak zâyi olduğunda ve uhrevî meselelerde yeri geldiğinde Allah ve din hakkı için öfkelenmek.


15. Doğru sözle şaka ve mizah yapmak.


16. Boş işler (malayani) ile iştigal etmemek.


17. Ayakkabı giyerken önce sağdan başlamak, çıkarırken de önce soldan çıkarmak.


18. Takke ve sarıkla başı kapatıp namazı öyle kılmak.


19. Soğan ve sarımsak kokusuyla mescid ve meclislere yaklaşmamak.


20. Misafire elinde bulunandan ikramda bulunmak. Misafir ve ziyaretçileri temiz bir kılık kıyafetle karşılamak.


21. Esnemeyi mümkün olduğu kadar gizlemek. Ağzı elle kapayarak gidermeye gayret etmek.


22. Dâvete icabet ve hediyeyi kabul etmek.


23. Kapıyı üç defa vurmak, cevap verilmezse geri dönüp gitmek.


24. Emin ve muttakî insanlarla istişare etmek, neticedeki karara tevekkülle uymak.


25. Cömertlik. “Cömert Allah’a yakın, cimri ise Allah’a uzaktır. Cömertlik kökü cennette olan bir ağacın dünyaya sarkmış dalıdır. Kim o dala tutunursa, o dal onu cennete çeker.”


26. Çok tefekkür etmek. “Tefekkür gafleti izale eder. Ölümü tefekkür etmek fani lezzetleri acılaştırır. Eşyanın üzerindeki fena damgasını gösterir.”


27. Borçlanmalarda durumu yazıyla veya bir şahitle tevsik etmek. Böyle bir tedbir asla itimatsızlık sayılmaz. Anlaşmalarda değişik tevil ve tefsirlere yol açacak boşluklar bırakılmamalıdır. Durumu net olarak tesbit etmek lâzımdır.


28. Ölmüş kimseleri hayırla yad etmek.


29. Mevtanın ardından yüksek sesle ve çırpınarak, saç baş yolarak ağlamamak. Böyle yapmak kadere itiraz ve Cenâb-ı Hakk’ın takdirini itham etmek olur.


30. Hasta akraba, dost ve arkadaşları ziyaret etmek. Onlara tesellî ve ümit vermek. Ziyareti uzun tutmamak. Hastanın hoşa gitmeyecek hallerini başka yerde anlatmamak.


31. Sıla-i rahimde bulunmak. “Akrabayla alâkayı kesen bir kimsenin bulunduğu meclise Allah’ın rahmeti inmez.”


32. Anne-babaya itaat etmek, onlara ihsanda bulunmak, kalplerini kırmamak ve hayır duâlarını almak.


İşte sünnet-i seniyyenin yaşanmasında daha bunlar gibi birçok hikmetler vardır. Bu sebeple, her Müslüman sünnet-i seniyyeyi yaşamayı ve yaşatmayı kendisi için en mühim vazife olarak görmelidir.


5- Ahirzamanda sünnet-i seniyyeye uymanın neticesi


Bid’aların yaygınlaştığı, ümmetin fesada gittiği zamanımızda sünnete tâbi olmak daha ehemmiyetlidir. Bu zamanda bir sünneti işlemek binlerce sevap kazandırabilmektedir. Efendimiz (asm) bir hadislerinde bu gerçeği şöyle ifade eder:


“Bid’at ve dalâletlerin her tarafı istilâ ettiği ve ümmetimin bozulduğu bir zamanda sünnetime sarılana yüz şehit sevabı vardır.” 7
Sünnete tâbi olmanın bu derece büyük sevap kazandırmasının sebebini şöyle izah edebiliriz:


Bir Müslümanın en yüksek gayesi, Allah’ın rızâsını kazanmaktır. Allah’ın rızasını kazanma yolları içerisinde en sağlamı, en makbulü ve en kısası, Resûlullahın (asm) gösterdiği ve takip ettiği yoldur. Resûlullah’ı (asm) sevmek ve ona tâbi olmak bizi Allah’ın rızâsına götürecek yegâne yoldur. Bu gerçek bizzat Rabbimiz tarafından şöyle ifâde edilir:


“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”8
Yüce Rabbimiz Nisa Sûresi’nin 69. âyetinde de kendisine hakkıyla iman etmeyi, her hususta Resûlullâh’ın (asm) hükmünü tam bir teslimiyetle kabul etme şartına bağlamıştır. Bu âyet-i kerîmede de meâlen şöyle buyurur:
“Her kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine pek büyük nimetler bağışladığı peygamberler, sıddîklar, şehidler ve salih kimselerle beraberdir. Onlar ise ne güzel arkadaşlardır!” 9
Bununla ilgili olarak bir başka âyet-i kerimenin meali ise şöyledir:


“Sizden kim Allah’a ve Resûlüne itaat eder ve güzel işler yaparsa, ona da mükâfatını iki kat veririz. Onun için biz Cennette pek güzel ve arkası kesilmeyecek bir rızık hazırlamışızdır.”
“Andolsun ki, Allah’ın rahmetini ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için, Allah’ın Resulünde size güzel bir nümûne vardır”
İşte bizler bu dehşetli zamanda kalemizi sünnet-i seniyye seçmeliyiz ki, bu zamanın gafletini püskürtebilelim. Allah’ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak isteyen bir kişi en başından itibaren binasını sağlam bir temel üzerine kurmalıdır. Kendisine Kur’ân’ı rehber edinmiş ve Peygamberimizin (asm) ahlâkını örnek almış bir kişi, doğru olan yola uymuş ve sağlam adımlarla bu yolda ilerleyen bir kişidir.

Yeniasya gazete

Dipnotlar:

1- Mektubat,s. 326.
2- Âl-i İmran, 31.
3- El-Ahzâb, 21.
4- Mektubat, s. 132.
5- Buhari, Müslim.
6- Darimi.
7- et-Tergib ve’t-Terhib, Kenzü’l-Ummal.
8- Âl-i İmran, 31
9- Nisa 69.

Vesvese Duaları

Vesvese Duaları
İmâm-ı Râbbânî “kuddise sirruh”, İkinci Cild, 32. ci Mektûbunda “Kalbinizde üzüntü ve kuruntu olunca, gidermek için tevbe ve istigfâr okuyunuz! Korkulu zemânlarda, (Kelime-i temcîd), ya’nî (Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil’aliyyil’azîm) okuyunuz! [Cin çarpmasına karşı bunu okumak, (174). cü mektûbda yazılıdır. Muhammed Ma’sûm “rahmetullahi aleyh” ikinci cild otuz üçüncü mektûbunda diyor ki, (Derdlerden kurtulmak ve murâda kavuşmak için beşyüz kerre Lâ havle velâ kuvvete illâ billah ile evvelinde ve âhırında yüzer def’a salevât-ı şerîfe okuyup düâ etmelidir)]. (Mu’avvizeteyn) [ya’nî iki (Kul-e’ûzü)yü] çok okumak da fâidelidir. (Tefsîr-i Mazherî)de, Enbiyâ sûresinin seksenyedinci âyetinin tefsîrinde, hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Birinize derd ve belâ gelince, Yûnüs Peygamberin düâsını okusun! Allahü teâlâ Onu muhakkak kurtarır. Düâ şudur: Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn).
(Tergîb-üs-salât), ellidördüncü faslındaki hadîs-i şerîfde, (Sabâh, kalkınca, üç kerre Bismillâhillezî lâ-yedurru ma’asmihî şey’ün fil-erdı velâ fissemâi ve hüvessemî’ul’alîm okuyana akşama kadar, hiç derd, belâ gelmez) buyuruldu.
Celâleddîn-i Süyûtînin “rahmetullahi aleyh” (Kitâbürrahme fittıbb-i velhikme) kitâbında sihir, nazar ve cinden korunmak için kıymetli bilgi vardır. Yüzellinci bâbında buyuruyor ki, (Şeytânın vesvesesinden, sıkıntıdan kurtulmak için, hergün bu düâyı okumalıdır:
Yâ Allah-ür-rakîb-ül-hafîz-ür-rahîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-halîm-ül’azîm-ür-raûf-ül-kerîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî!).

Kelime-i Şehadet Nedir?

Kelime-i Şehadet Nedir?

Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdûhu ve resûluhu

Türkçesi:
"Tanıklık ederim ki Allah'tan başka İlah yoktur ve yine tanıklık ederim ki Muhammed onun kulu ve peygamberidir." Arapça'da "La" ve "İlla" kelimelerinin kullanım şekline göre, ilk bölüm "Hiçbir İlah yoktur, sadece Allah vardır." şeklinde de tanımlanmaktadır.

La ilâhe illallah, "Allah'tan Başka İlah Yoktur" manasına gelen Arapça ibaredir. İslam inancındaki Allah'tan başka ilah olmadığı esasının beyanı olan ibaredir. Kelime-i Tevhid'in ilk kısmıdır. Ayrıca Tevrat'ta 10. emir içinde yer alır.


İslâm'a girişin temel şartı olan cümle. Bu Arapça cümle, "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve rasûluh"tur. Şehadet cümlesi tevhidi ve Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberliğini ifade eden iki bölümden oluşur. Birinci bolümde Allah'tan başka ilah olmadığına, ikinci bölümde de Hz. Muhammed (s.a.s)'in Allah'ın kulu ve rasulü olduğuna tanıklık edilir. Bu tanıklık kesinlik kazanan bir bilgi ve inancın dille açıklanması anlamındadır.


İslâm, Allah'ın birlenmesi (tevhid) ile Rasul'ün Allah'tan getirdiklerinden oluşur. Diğer tüm inanç esasları, insan ve toplum hayatını düzenleyecek emir ve yasaklar, Allah'a ve Peygamber'inin O'ndan getirdiklerine inanmanın içindedir. Bu nedenle Kelime-i Şehadet İslâm'ın en özlü bir ifadesidir ve bu cümlenin söylenmesi tüm İslâm'ın topluca (mücmel olarak) kabulü anlamına gelir. Kişinin Allah'tan başka ilah bulunmadığını söylemesi, Kur'an'ın tanımladığı tüm isim ve sıfatları ile Allah'ın varlığına iman ettiği; Hz. Muhammed (s.a.s)'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğunu söylemesi de onun Allah'tan getirdiği tüm emir ve yasaklara, tüm haberlere inandığı, bunlara itaatla yükümlü olduğunu kabul ettiği anlamına gelir. Aynı cümle içinde Hz. Muhammed (s.a.s)'in Allah'ın "kulu" olarak tanımlanması da Rasul'ün sözgelimi Hristiyanların yaptıkları gibi yüceltilmemesi, tanrılaştırılmaması gereğini ve bununla ilgili yükümlülüğü belirtir.


Kelime-i Şehadet-i söyleyen kişi müslüman ve İslam toplumunun bir üyesi olur. Artık İslâm hukukunun müslümanlara tanıdığı tüm haklara sahiptir. Eğer müslümanlarla savaş halindeki bir toplumun üyesi (harbi) ise dokunulmazlık kazanır. Öldürülemez, esir edilemez, mal varlığına el konulamaz. Hiç kimse Kelime-i şehadet'i söylemeye zorlanamaz; zorlanan kişinin şehadeti geçerli sayılmaz. Buna karşılık kendiliğinden şehadet getiren kişiden girdiğini ilan ettiği İslâm'ın tüm kural ve gereklerini öğrenmesi, yerine getirmesi beklenir.



Kelime-i Şahadet Getirmenin Faydaları


Kelime-i şahadet ‘’eşhedü en la ilahe illALLAH ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulüh’’ demektir Şehadeti söylemenin 130 kadar faydası vardır Bunlardan 30 tanesi şunlardır:



Dünyada olan 5 fayda


1- Adı güzel çağrılır
2- İslamın emir ve yasakları kendisine farz olur
3- Cezadan ve aşağılanmaktan kurtulur
4- ALLAHü azim-üş-şan, ondan razı olur
5- Cümle müminler ona muhabbet eder


Ölürken olan 5 fayda


1- Azrail aleyhisselam ona güzel suretle gelir
2- Yağdan kıl çeker gibi ruhunu alır
3- Cennet kokuları gelir
4- Müjdeci melekler gelir
5- Merhaba yâ mümin! Sen cennetliksin denir


Kabirde olan 5 fayda


1- Kabri geniş olur
2- Münker ve Nekir güzel suretle gelir
3- Bir melek ona bilmediğini talim eder( öğretir )
4- ALLAHü azim-üş-şan bilmediğini hatırına getirir
5- Cennetteki makamı görünür


Arasat’ta olan 5 fayda


1- Sual ve hesabı kolay olur
2- Kitabı sağından verilir
3- Mizanda sevabı ağır gelir
4- Arş’ın altında gölgelenir
5- Sıratı yıldırım gibi geçer


Cehennemde olan 5 fayda


1- Cehenneme girerse, Cehennem ehli gibi gözleri gök olmaz
2- Şeytanı ile çatışmaz
3- Ellerine ateşten kelepçe, boynuna zincir vurulmaz
4- Hamim suyundan içirilmez
5- Ebedi cehennemde kalmaz


Cennette olan 5 fayda


1- Cümle melekler ona selam verir
2- Sıdıklar ile refik olur
3- Ebedi cennette kalır
4- ALLAHü teala ondan razı olur
5- ALLAHü tealanın cemalini görür



Kelime-i şehadet


İslam'ın şartlarının ilki Müslüman olabilmek için ilk şart Kelime-i şehadet getirmektir. Kelime-i şehadet şu*dur:


Eşhedü enlâ ilahe illallah ve eşhe-dü enne Muhammed'in abdühü ve re*sul ühü. (Ben şehadet ederim ki Al*lah'tan başka Tann yoktur, yine şe*hadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve peygamberidir.)


Kelime-i tevhid


Allah'ın birliğini ifade eden cüm*ledir. Allah'ın mutlak bir olduğunu, O'ndan başka tapılacak Mâbud bu*lunmadığını ifade eder. Şöyledir:


Lâ ilahe illallah, Muhammedün resûlüllah.

(Allah'tan başka ilah yoktur, Mu*hammed O'nun peygamberidir.)

ORUÇ İLE İLGİLİ HADİSLER


1) Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri,orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.
2) Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!'' desin (ve ona bulaşmasın).
3) Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar
4) Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez
5) Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun seyabından hiçbir eksilme olmaz
6) Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.
7) Hilâli görünceye kadar oruç tutmayın, yine (müteakip) hilâli görünceye kadar da yemeyin. Bulut araya girerse ayı takdir edin
8) Ramazan ayını, hilâli görmedikçe veya sayıyı ikmal etmedikçe öne alıp başlatmayın. (Hilali görüp veya sayıyı tamamladıktan) sonra müteakip hilâli görünceye veya sayıyı tamalayıncaya kadar orucu tutun
9) (Muteber) oruç, (hep beraber) tuttuğunuz gündekidir. (Muteber) iftar, hep beraber) ettiğiniz gündekidir. (Muteber) kurban (hep beraber) kurban kestiğiniz gündekidir.
10) İki bayram ayı eksilmezler: Bunlar Ramazan ve Zü'l-Hicce aylarıdır
11) Kim orucu fecirden önce niyetle (kesin kılmazsa) onun orucu yoktur
12) Kim kendiliğinden kusacak olursa, üzerine kaza gerekmez. Kim de isteyerek kusarsa orucunu kaza etsin
13) Üç şey vardır orucu bozmaz: Hacamat olmak (kan aldırmak), kusmak, ihtilam olmak
14) Hacamat ettiren de, hacamat eden de orucunu açmıştır
15) Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir
16) Sahur yemeği yiyin, zira sahurda bereket var
17) Bizim orucumuzla Ehl-i Kitab'ın orucunu ayıran fark sahur yemeğidir
18) Biriniz ezanı işitince (yiyip-içtiği) kap elinde ise, ihtiyacını görünceye kadar onu bırakmasın.'
19) Gece şu taraftan (doğudan) gelince, gündüz de şu taraftan (batıdan) gidince, güneş de batınca oruçlu orucunu açmıştır
20) Kim yalanı ve onunla ameli terketmezse (bilsin ki) onun yiyip içmesini bırakmasına Allah'ın ihtiyacı yoktur
21) Biriniz yemeğe davet: edilince, oruçlu ise: "Ben oruçluyum" desin
22) Kim bir kavme misafir olursa, onlar müsaade etmedikçe (nafile) oruç tutmasın.
23) Oruçlunun yanında oruçsuzlar yemek yiyecek olursa, melekler oruçluya rahmet okurlar
24) Kim, üzerinde Ramazan ayının orucu olduğu halde ölecek olursa, (ölünün velisi) her bir gün yerine, bir fakire yiyecek versin
25) Şurası muhakkak ki, oruçlunun iftarını açtığı zaman reddedilmeyen makbul bir duası vardır.


..::: ORUÇ İLE İLGİLİ AYETLER :::..

1) Ey iman edenler! oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz. Bakara( 2) 183
2) Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. Bakara( 2) 184
3) Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir. Bakara( 2) 185
4) Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah âyetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar. Bakara( 2) 187
5) Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. Eğer (bunlardan) alıkonursanız kolayınıza gelen kurbanı gönderin. Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir. (Hac yolculuğu için) emin olduğunuz vakit kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir. Kurban kesmeyen kimse hac günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar ki, hepsi tam on gündür. Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun. Biliniz ki Allah'ın vereceği ceza ağırdırBakara( 2) 196
6) Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ölünün ailesi o diyeti bağışlamış ola. (Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldürülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mümin köleyi azat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. Nisa( 4) 92
7) Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamıyan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffâreti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size âyetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz! Maide( 5) 89
8) Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır. (Buna) Kâbe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder (öldürülen avın dengini takdir eder). Yahut (avlanmanın cezası), fakirleri doyurmaktan ibaret bir keffârettir, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki (yasak av yapan) işinin cezasını tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse Allah da ondan karşılığını alır. Allah daima galiptir, öç alandır. Maide( 5) 95
9) (Bu alış verişi yapanlar), tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlardır. O müminleri müjdele! Tevbe( 9) 112
10) "Ye, iç. Gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen de ki: Ben, çok merhametli olan Allah'a oruç adadım; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım." Meryem( 19) 26
11) Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır. Ahzab( 33) 35
12) (Buna imkân) bulamayan kimse, hanımıyla temas etmeden önce ardarda iki ay oruç tutar. Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurur. Bu (hafifletme), Allah'a ve Resûlüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar Allah'ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap vardır. Mücadele( 58) 4
13) Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi kendini Allah a veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadef eden, oruç tutan, dul ve bâkire eşler verebilir. Tahrim( 66) 5

22 Temmuz 2012 Pazar

Sela - Böyle gideceğiz bu dünyadan İnşallah

Kenzül Arş Duasının Fazileti Ve Arapça - Türkçe Okunuşu

Kenzül Arş Duasının Fazileti Ve Arapça - Türkçe Okunuşu

Bismillahirrahmanirrahim

La ilahe illellahül melikül hakkul mübin.
La ilahe illellahül hakemül adlül metin.
Rabbüna ve rabbü abainel evvelin.
La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zalimin.
La ilahe illellahü vehdehu la serike leh, lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yümitü ve hüve hayyül la yemutü ebeden biyedihil hayru veileyhil masiru ve hüve ala küllü sey´in kadir.
La ilahe illellahü sükran li ni´metih.
La ilahe illellahü ikaran bi rububiyyetih.
Ve sübhanellahi tenzihen li azametih..

Es´elükellahümme bi hakkismikel mektubi ala cenahi CİBRİLE aleyke ya rab.

Ve bihakkismikel mektubi ala cenatubi ala cenahi CİBRİLE aleyke ya rab.

Ve bihakkismikel mektubi ala cenahi MİKAİLE aleyke ya rab.

Ve bihakkismikel mektubi ala cebheti İSRAFİLE aleyke ya rab.

Ve bihakkismikel mektubi ala keffi AZRAİLE aleyke ya rab.

Ve bi hakkismikellezi semmeyte bihi münkeran ve nekiran aleyke ya rab.

Ve bihakkismike ve esrari ibadike aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi temme bihil islamü aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi telekkahü ADEMÜ lemma hebeta minel cenneti fe nadake fe lebbeyte düaehü aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi sitü aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi kavveyte bihi hameletel arsi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikelmektubi fittevrati vel incili vezzeburi vel fürkani aleyke ya rab.

Ve bihakkismikeila münteha rahmetike ala ibadike aleyke ya rab.

Ve bihakki temami kelamike aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi ibrahimü fecealtennara aleyhi berden ve selamen aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi ismailü fe necceytehü minezzebhi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikllezi nadake bihi hudü aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi deake bihi ya´kubü fe ra.dedte aleyhi basarahu yusufe aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi davüdü fe cealtehü halifeten fil ardi ve elente lehül hadide fi yedihi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi deake bihi süleymanü fe a´taytehül mülke fil ardi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi eyyubü fe necceytehu minel gammillezi kane fihi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi isebnü meryeme fe ahyeyte lehül mevta aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi musa lemma hatabeke aletturi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadetke bihi asiyetümraetü fir´avne fe razaktehel cennete aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi benu israfile lemma cavezulbahra aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihil hidiru lemma mesa alel mai aleyke ya rab.

Ve Bihakkismikellezi nadake bihi muhammedün sallallahü aleyhi ve selleme yevmel gari fe necceytehu aleyke ya rab.

Inneke entel kerimül kebiru.

Hasbünellahü ve ni´mel vekil.
Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim.
Ve sallallahü ala seyyidina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi vesellem

---
 


---------------------------ANLAMI----------------------------

Melik (kral), Hakk, Mübin Allah'tan başka ilah yoktur. Hakem, Adil ve Metin Allah'tan başka ilah yoktur. Bizim ve eski atalarımızın Rabbidir. Senden başka İlah yoktur. Sen arınıksındır. Ben zalimlerden oldum. Allah'tan başka ilah yoktur. Onun ortağı yoktur. Yönetim onundur. Övgüler onun içindir. Diriltir ve öldürür. O diridir ve ebediyen ölmez. Hayır onun kontrolündedir, dönüş onadır. Ve O her şeye gücü yetendir. Ve onunla yardım isteriz. İyilik yapmaya, kötülükten kaçmaya güç kuvvet sadece yüce ve her şeyi bilen Allah'tandır. Nimetlere şükür olarak, ondan başka ilah yoktur. Rabblığının ikrarı olarak, ondan başka ilah yoktur. Yüceliğini arındırmak için, Allah noksanlıklardan arınıktır.

EY ALLAHIM ! YA RABBİ !

" CEBRAİL 'in kanadında yazılı ismin hürmetine,

MİKAİL 'in kanadı üzerinde yazılı ismin hürmetine,

İSRAFİL 'in alnında yazılı ismin hürmetine,

AZRAİL 'in avucunda yazılı ismin hürmetine, ve senin verdiğin Münker ve Nekir ismi hürmetine,

ve kullarının sendeki sırları hürmetine, İslam'ı kendisiyle tamamladığın ismin hürmetine,

ve ADEM 'in senden öğrenip cennetten indirildiği zaman kendisiyle sana seslendiği ve senin de kabul ettiğin ismin hürmetine,

ŞİT 'in sana seslendiği ismin hürmetine,

arşı taşıyan melekleri kendisyle güçlendirdiğin ismin hürmetine,

TEVRAT 'ta, İNCİL 'de, ZEBUR 'da ve FURKAN 'da yazılı ismin hürmetine,

kullarına rahmetini sonsuza kadar ulaştırdığın ismin hürmetine, sözlerin tamamı hürmetine,

İBRAHİM ateşe atıldığında hangi isminle sana seslendi de ateş soğuk ve selamet olduysa işte o ismin hürmetine,

İSMAİL kesilirken hangi isminle seslendi de onu kesilmekten kurtardıysan işte o ismin hürmetine,

İSHAK hangi isminle sana yalvardı da sen onun ihtiyaçlarını karşıladıysan işte o ismin hürmetine,

HUD hangi isminle sana seslendiyse işte o ismin hürmetine,

YAKUP sana hangi isminle dua etti de sen onun gözlerini ve çocuklarını ona geri verdiysen işte o ismin hürmetine,

DAVUT hangi isminle sana seslendi de sen onu yeryüzüne halife yaptıysan ve demiri onun elinde yumuşattıysan işte o ismin hürmetine,

SÜLEYMAN hangi isminle sana dua etti de sen onu yeryüzüne kral yaptıysan işte o ismin hürmetine,

EYYÜB hangi isminle sana seslendi de sen onu içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtardıysan işte o ismin hürmetine,

MERYEM OĞLU İSA hangi isminle sana seslenip de onunla ölüyü dirilttiysen işte o ismin hürmetine,

MUSA hangi isminle sana seslendi de sen ona Tur'da hitap ettiysen işte o ismin hürmetine

FİRAVUNUN KARISI ASİYE sana hangi isminle seslendi de sen onu cennette rızıklandırdıysan işte o ismin hürmetine,

İSRAİLOĞULLARI sana hangi isminle seslendiler de denizi geçirdiysen işte o ismin hürmetine,

HIZIR hangi isminle seslendi de onu suda yürüttüysen işte o ismin hürmetine,

MUHAMMED SAV sana mağarada hangi isminle seslendi de sen onu kurtardıysan işte o ismin hürmetine"

SENDEN İSTİYORUM....

Hiç şüphesiz sen cömertsin, büyüksün.

Bize Allah yeter. O ne güzel vekildir.

İyilik yapmaya da kötülükten kaçmaya da güç kuvvet sadece yüce ve büyük Allah'tandır.

Allah efendimiz Muhammed'e, ailesine ve arkadaşlarına destek versin, güvenliklerini sağlasın!

AMİN...

(Alıntıdır)

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Teravih Namazı

Teravih namazı yirmi rek'attır. Erkekler ve kadınlar için sünnet-i müekkededir. Ramazan ayında kılınır. Hastalık veya yolculuk sebebiyle oruç tutamayan kimselerin de teravih namazını kılmaları sünnettir. Teravih namazının câmide cemaatle kılınması sünnettir ve sevabı çoktur. Evde de tek başına veya cemaatle kılınabilir. Ancak câmide kılmak daha faziletlidir. Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Faziletine inanarak ve mükâfatını umarak Allah rızası için Ramazan gecelerini ibadetle geçiren (teravih namazını kılan) kimsenin geçmiş günahları bağışlanır." (47)

Teravih Namazının Kılınışı:

Teravih namazı yatsı namazından sonra kılınır. Yatsıdan önce kılınması caiz değildir. Vitir namazı Ramazan ayında teravihten sonra kılınır. Teravihden önce de kılınabilir.

Yirmi rek'at olan teravih namazı her iki rek'atın sonunda selâm verilerek kılındığı gibi, dört rek'atta bir selâm verilerek de kılınır. Her iki durumda da namaza devam edilir ve yirmi rek'at tamamlanır.

İki Rek'atta Bir Selâm Verilerek Teravihin Cemaatle Kılınışı:

Yatsı namazının farzı ve son sünneti kılındıktan sonra teravih namazına başlanır.

Namaz kıldıracak imam: "Niyet ettim Allah rızası için teravih namazını kılmaya, bana uyanlara imam oldum" diye niyet ederek iftitah tekbirini alıp ellerini bağlar.

İmam'ın arkasında kılan cemaat da "Niyet ettim Allah rızası için teravih namazını kılmaya, uydum imama" diyerek niyet eder ve imamın tekbirinden sonra "Allahü Ekber" diyerek tekbir alır ve ellerini bağlar.

Bundan sonra imam ve cemaat gizlice "Sübhâneke"yi okur. Sübhaneke'nin okunması bitince, (Cemaat ayakta başka bir şey okumaz) imam gizlice Eûzü-Besmele, açıktan fatiha ve bir sûre okur. Cemaatle birlikte rükû ve secdeleri yaptıktan sonra ikinci rek'ata kalkılır.

Burada yine imam gizlice Besmele, açıktan da fatiha ve bir sûre okuyup cemaatle birlikte rükû ve secdeleri yaparak oturulur.

Bu oturuşta imam ve cemaat "Ettehiyyatü, Allâhümme salli, Allâhümme bârik ile Rabbenâ âtina..." duasını okuyarak selâm verirler. Böylece iki rek'at kılınmış olur.

Ayağa kalkılarak tarif ettiğimiz şekilde ikişer rek'at kılınmaya devam edilerek yirmi rek'at tamamlanır. Bundan sonra üç rek'atlı vitir namazı da cemaatle kılınır.

İki Rek'atte Bir Selâm Verilerek Teravihin Tek Başına Kılınışı:

"Niyet ettim Allah rızası için teravih namazını kılmaya" diyerek niyet edilir ve aynen sabah namazının iki rek'at sünneti gibi kılınır.

Yirmi rek'at tamamlanıncaya kadar ikişer rek'at kılmaya devam edilir, teravih bitince de vitir namazı kılınır.

Dört Rek'atta Bir Selâm Verilerek Teravihin Cemaatle Kılınışı:

Namazı kıldıracak imam ve cemaat yukarıda tarif ettiğimiz gibi niyet ederek iftitah tekbirini alır ve ellerini bağlar. İmam ve cemaat gizlice Sübhaneke'yi okuduktan sonra (Cemaat başka birşey okumaz) imam gizlice Eûzü-Besmele, açıktan fatiha ve bir sûre okuyup rükû ve secdeleri yaparak ikinci rek'ata kalkılır.

Burada imam gizlice Besmele'yi, açıktan fatiha ve bir sûre okuyup rükû ve secdeleri yapar ve otururlar. İkinci rek'atın sonundaki bu ilk oturuşta imam ve cemaat "Ettehiyyatü, Allâhümme salli ve Allâhümme barik" okur ve üçüncü rek'ata kalkarlar.

Üçüncü rek'atın başında hem imam, hem de cemaat gizilce Sübhaneke'yi okur. Sonra imam gizlice Eûzü-Besmele, açıktan fatiha ve bir sure okur. Sonra rükû ve secdeleri yaparak dördüncü rek'ata kalkarlar.

İmam gizlice Besmele'yi, açıktan da fatiha ve bir sure okuyarak yine rükû ve secdeler yapılıp oturulur.

Bu oturuşta da imam ve cemaat "Ettehiyyatü, Allâhüme salli, Allâhümme barik, Rabbenâ âtina...." okuduktan sonra selâm verirler. Böylece teravih namazının ilk dört rek'atı kılınmış olur.

Bundan sonra ayağa kalkılarak tıpkı tarif ettiğimiz gibi dörder rek'at kılınmaya devam edilerek yirmi rek'at tamamlanır.

Sonra da cemaatle vitir namazı kılınır.

Dört Rek'atta Bir Selâm Verilerek Teravihin Tek Başına Kılınışı:

"Niyet ettim Allah rızası için teravih namazını kılmaya" diye niyet edilir ve aynen ikindi namazının sünneti gibi kılınır. Aradaki fark sadece niyetin değişik olmasıdır. Böylece dörder rek'at kılınarak yirmi rek'at tamamlanır. Bunun peşinden de vitir namazı kılınır.


"Alıntıdır"